Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Gönül Hastalanırsa Onun Doktoru Peygamberler Ve Velîlerdir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 12 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

14. Gönül hastalanırsa onun doktoru peygamberler ve velîlerdir.

Maddî bünyenin hastalandığı gibi mânevî bünye de hastalanır. Tasavvufta buna kalp hastalığı denir. Erken dönem sûfîlerinden Muhâsibî’nin iç yapılanma ile ilgili verdiği gurur, kibir, hased, ucub, riyâ gibi kalp hastalıkları bilgisi, tasavvufta, dâima önemini koruyagelmiştir. Hasta bir kalbin hastalığını gidermek ve tedâvi etmek için normal bir kalbin nasıl olduğunu bilmemiz gerekir ki, ona göre tedâvi yöntemi belirlensin. Tıpkı bunun gibi hasta bir gönlü de tedâvi edebilmek için hastalıklarını teşhis edip hastalığın nereye kadar ilerlediğinin bilinmesi gerekir. İmâm-ı Rabbânî’ye göre kalbin hasta olması onun Hakk’tan başka şeylere ilgi duyması, sevmesidir. Hattâ insanın kendi nefsine olan alâkasıdır. Çünkü bir insan, ne ister ve neyi severse, onu kendi nefsi için sever. Aynı şekilde, mal, başkanlık ve makam isteği de böyledir. İşin aslında, bu durumdaki kişinin taptığı şey kendi (nefsi)dir. İnsan bu bağlantılardan kurtulmadığı sürece kurtuluşa eremez.[1] Bir sûfînin gönlünün hastalanması ona büyük bir elem verir. Maddî hastalıkları tedâvi eden hekimler gibi mânevî hastalıkları da tedâvi eden gönül doktorları vardır. Hastalıktan kurtulmak için hastaların onlara gitmesi ve onların çâre olarak sunduklarını iyi uygulamak lâzımdır.

Gönlün Gıdâsı Vardır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 11 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

13. Gönlün gıdâsı vardır.

Maddî bünyenin gıdâya ihtiyâcı olduğu gibi mânevî bünyenin de gıdâya ihtiyâcı vardır. Tasavvufta mânevî bünyenin beslenmesi maddî bünyenin beslenmesiyle ters orantılıdır. Yâni mânevî bünyenin iyi beslenebilmesi için maddî bünyenin beslenmesine fazla önem verilmemesi lâzımdır. Sûfiler nefsi bir binek hayvanı gibi görürler. Binek hayvanına verilen değer ne ise nefse de o kadar değer verilmesi gerektiğine inanırlar. Bu bakımdan bir sûfînin maddî yoksulluktan şikâyet etmesi doğru değildir. Çünkü onların en büyük zenginliği yoksulluktur. Bu konuda Hz. Peygamber (a.s.) ve ilk müslümanların zâhidâne yaşantıları sûfîlere ilham kaynağı olmuştur. Fakr her zaman övülen, dünyânın debdebe ve ihtişâmına karşı tavır olarak öne sürülen tasavvufî bir erdem olarak görülmüştür.[1] Yoksulluk dervişlerin hem terbiyecisi, hem yiyeceği hem de içeceğidir. Çünkü cennetin etrâfı hoşa gitmeyecek şeylerle çevrilmiştir ve ilâhi merhamet gönlü kırık olanların ve âcizlerin payıdır. Mevlânâ’ya göre mevkisinin yüksekliğinden ve zenginliğinden dolayı gurûra kapılık azanlara ne Allah acır ne de mahluk. Çünkü kendini büyük görüp başkalarını hakir görmek Hakk’tan uzaklaşmanın bir eseridir. Hak yolcusu maddî rızıklarını azaltıp kendi nefsini hor hakir kıldıkça, dünyâdan yüz çevirmiş olur. Sûfi dünyâdan yüz çevirdikçe nîmet onun ayağına koşar, yâni gönlünde dünyâya değer vermediği sürece kendisine mânâ rızıkları yönelir.

Gönül Bir Mektuba Benzer

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 10 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

12. Gönül bir mektuba benzer.

Mevlânâ insan bedenini ve gönlünü bir mektuba benzeterek ona dikkatli bakmayı tavsiye ediyor. Çünkü bu beden ve gönül mektubunun Hakk’a lâyık olması lâzımdır. Zîra varacağı yer Hak Teâlâ’dır. Mektubu yazan ise insanın bizzat kendisidir. Yâni insanın hayâtı boyunca sâhip olduğu duygu ve düşünceler, söylediği bütün sözler ve yaptığı bütün işler mektubunun satırlarını oluşturur. Dolaysıyla insana âhirette kendi kitâbı verilecektir. Nitekim Kur’ân’da haber verildiğine göre kitâbını sağ tarafından alanlar kurtuluşa erdiklerini anlayıp sevinirken sol tarafından alanlar hüsranda olduklarını anlayıp üzülecekler (el-Hâkka, 69/19-29). Mevlânâ bu benzetmeyle ölüm ötesi hayâta bu dünyâda hazırlanmanın önemini de hatırlatmış oluyor.

Gönül Bir Şehirdir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 09 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

11. Gönül bir şehirdir.

Mevlânâ gönlü bir şehre de benzetmiştir, çünkü şehirler gibi gönül de büyük ve karışıktır. Şehirde yaşayanların hayatlarını en iyi biçimde idâme ettirebilmeleri için şehirde pek çok sistem kurulmuştur, bunlardan birisi de su şebekesidir. Şehir halkının ihtiyâcını gören hayâti unsurlardan birisi olan su kanalı çok iyi korunması gerekir ki su kirlenmesin. Suyun kirlenmesi insanların sağlığını bozar. Suyun kirletilip bulandırılması dibinin görülmesine engel olur. Bu taktirde o suya güven ortadan kalkar. İçecek olanlar tedirgin olur.

Gönül Hakk’ın Nazargâhıdır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 08 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

10. Gönül Hakk’ın nazargâhıdır.

Sûfîlere göre Cenâb-ı Hak gönle nazar etmektedir. Maddî güzellik ve çirkinlik, ya da zenginlik ve fakirlik önemli değildir. Önemli olan gönül güzelliği ve zenginliğidir. Bu sebeple Hakk’ın baktığı, îtibar ettiği gönül; arı, duru, saf ve tertemiz bir gönüldür. Ebû Süleyman demiştir ki, “… Nefsânî bir arzuyu samîmi olarak terkedenin gönlünden Allah bu arzudan dolayı kulunu cezalandırmayacak kadar kerem sâhibidir.[1] Mevlânâ’ya göre günah işlemekte ısrar eden ve kalbini kirleten kimseler “bizde de gönül var” derlerse ancak kendilerini kandırırlar. Çünkü Hak gerçeği en iyi bilendir ve onlara “şah damarından daha yakındır” (Kaf,50/16). Dolaysıyla onlarda ne denli harap bir gönül olduğunu iyi bilmektedir. Onlar gönül saraylarını yıkmışlar ve virânelerinde baykuşlar ötmektedir.