Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Gönül Asla Yalan Söylemez

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 17 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

19. Gönül asla yalan söylemez

Sâlih insanların gönlüne bâzen bir olaydan önce bir endişe bir sıkıntı gelebilir, kötü bir şeyler hissedebilirler. Bunlara vârid denir. Vârid, kulun kasdı olmaksızın kalbe gelen hâtıralar (havâtır, ilham, feyz) dır. Havâtır, bâzen meleğin bâzen de şeytanın ilkası ile (kalbe bir mânâ getirmesi ile) olur. Havâtır kalbe ilka olunmak sûretiyle Hak Teâlâ cihetinden gelirse buna hâtır-ı Hak denir.[1] Mevlânâ sâlih kimsenin o sezişinin Hakk’ın nûruyla olduğu kanâatindedir. Nefsin doğru, kalbin yalan söylemeyeceğinde tasavvuf büyükleri ittifak etmişlerdir. Şeyhlerden birisi şöyle demiştir, “Şüphe etme ki, nefsin sana doğruyu, kalbin yalanı söylemez.”[2] Mevlânâ’ya göre insan-ı kâmilin gönlü bir uyarıcıdır. Nitekim Hz. Yakub’un da diğer oğulları, kardeşleri Hz. Yûsuf’u kendileriyle berâber götürmek istediklerinde gönlüne bir ateş düşmüştü. Bir kötülük sezmişti, gönlünün yanılmadığını da biliyordu. Zîra, gönül sâhibini aldatmaz, hiç yalan söylemez; çünkü onda arş nûrunun parıltısı vardır. İlk önce onlara mâni olmak istediyse de ısrarları karşısında direnmedi ve dediklerini yaptı. Böylelikle Hakk’ın kazâ ve kaderine karşı gelmemiş oldu, Hz. Yûsuf’u onlarla gönderdi. Mevlânâ’da rızâyla mündemiç bir kader anlayışı vardır. Evvelen ve âhiren, her an Hak bir fiilde olduğundan, kulların yaptıklarının gerçek fâili de kendisidir. Şu halde Hak’tan gelene gönül rızâsıyla teslim olmak en güzel davranıştır. Hakk’a bağlı bir gönül kaderin hilâfına gitmez. Hz. Yâkub’un davranışını kendi kader anlayışı çerçevesinde değerlendiren Mevlânâ gönlü şöyle konuşturur; “Mâdem ki Allah’ın takdîri böyle, O böyle olmasını istiyor, varsın olsun!”

Hakk’ı İnkâr Edenin Gönlü Işıklanmaz

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 16 Ocak 2009 | 2 Yorum yapılmış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

18. Hakk’ı inkâr edenin gönlü ışıklanmaz.

Hak Teâlâ’yı inkâr etmek en büyük karanlıktır. Kararmamış bir gönül Hakk’ı inkâr etmez. Bir evin bile bir mîmârı olmadan, kendiliğinden olduğunu kabul etmeyenler bu kâinâtın kendiliğinden var olduğunu nasıl kabul edebilirler? Diye soruyor Mevlânâ. Hakk’ı inkâr eden gönüller halîfelik makamından aşağıların en aşağısına yuvarlanarak Allah’ın kendilerine verdiği yüce değeri kaybetmişlerdir. Şu halde îman en büyük nurdur, ancak îmanlı gönüller kararmaz, inkâr ise en büyük karanlıktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Allah Şöyle buyuruyor; “…Onlara kulak ve gözler, kalpler vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara fayda vermedi. Zîra Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı.” (Ahkaf, 46/26)

İçinde Gönül Nûru Bulunmayan Gönül, Gönül Değildir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 15 Ocak 2009 | 1 Yorum yapılmış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

17. İçinde gönül nûru bulunmayan gönül, gönül değildir.

Cansız bir beden topraktan başka bir şey değildir. Can olmasa beden bir işe yaramaz. Mevlânâ’ya göre bedenin kıymeti can iledir. Cânın makbul olması ise gönül sâyesindedir. Gönüller farklı farklıdır; iyisi de vardır, kötüsü de vardır. Binâenaleyh her gönül de makbul değildir. Nitekim ışık vermeyen kandil, sözde kandildir, çünkü ışık vermez ve maksadı hâsıl edemez. Onun kandilliğinden beklenilen, etrâfına ışık vermesidir. Tıpkı bunun gibi nûru olmayan, etrâfına hakîkat nurlarını saçmayan gönül, gönül değildir. Bencillik kıskacından kurtulup hürriyetini elde edemeyen gönül, nefsin esîridir. Nefsin esîri olan gönül başkasına fayda veremez. Çok ilim tahsil etmesi, ciltler dolusu kitap okuyup yazması bir şey değiştirmez, çünkü gönlü haraptır. Konuştuğu Rahman’dan olmaz şeytandan olur. Yâni Mevlânâ mürşid-i kâmil olmak kolay değildir, herkes mürşid-i kâmil olamaz demek istiyor.

Gönüller Işığa Muhtaçtır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 14 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

16. Gönüller ışığa muhtaçtır.

Kur’an’da “Allah, göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûru, tıpkı içinde kandil bulunan küçük bir pencere “mişkat” gibidir. Bu kandil de küçük bir şişe içerisindedir.” (Nûr, 24/35) Buyruluyor. Sultan Veled âyette geçen “mişkat”ın velîlerin göğsü olduğunu söylüyor. Onların kalbi, kandil ve kalplerindeki mânâ, zeytinyağı, Hakk’ın vuslatı da “misbah”tır. Yerde, gökte, arşta ve kürsüde bulunan her mahluk, nûru bu Hak adamlarının kalbinden alırlar.[1]

Süflî Tabîatlar Gönüle Düşmandır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 13 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

15. Süflî tabîatlar gönüle düşmandır.

Mutasavvıflara göre insan tabiatı aşağı âleme mensup oduğu için süflîdir. Onun bu yönüne tasavvufta “nefs-i emmâre” denir. Nefs-i emmârenin önemsediği ve değer verdiği hususlar rûhun kıymet verdiği değerlere zıttır. Bu yüzden Cenâb-ı Hakk’ın ruhları yaratıp “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (A’râf, 7/172) dediği günden beri süflî tabîat olan nefs-i emmâre, gönle düşmanlık yapmaktadır. Nefsin sıfatlarının, asıl yaratılışından oluşan bir takım kökleri vardır. Çünkü o, topraktan yaratılmıştır. Toprağın da kendine has bir özelliği vardır. İnsanoğlundaki zaaf vasfının topraktan, buhl ve cimrilik sıfatının çamurdan , şehvet vasfının pişmiş çamurdan, cehâletin de “salsal” diye tanımlanan cıvık balçıktan kaynaklandığı söylenir.[1]