Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

'Mesnevî’de Kalp Gönül' kategorisi altında yayınlanan yazılar

Hakk’ı İnkâr Edenin Gönlü Işıklanmaz

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 16 Ocak 2009 | 2 Yorum yapılmış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

18. Hakk’ı inkâr edenin gönlü ışıklanmaz.

Hak Teâlâ’yı inkâr etmek en büyük karanlıktır. Kararmamış bir gönül Hakk’ı inkâr etmez. Bir evin bile bir mîmârı olmadan, kendiliğinden olduğunu kabul etmeyenler bu kâinâtın kendiliğinden var olduğunu nasıl kabul edebilirler? Diye soruyor Mevlânâ. Hakk’ı inkâr eden gönüller halîfelik makamından aşağıların en aşağısına yuvarlanarak Allah’ın kendilerine verdiği yüce değeri kaybetmişlerdir. Şu halde îman en büyük nurdur, ancak îmanlı gönüller kararmaz, inkâr ise en büyük karanlıktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Allah Şöyle buyuruyor; “…Onlara kulak ve gözler, kalpler vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara fayda vermedi. Zîra Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı.” (Ahkaf, 46/26)

Yazının devamı »

İçinde Gönül Nûru Bulunmayan Gönül, Gönül Değildir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 15 Ocak 2009 | 1 Yorum yapılmış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

17. İçinde gönül nûru bulunmayan gönül, gönül değildir.

Cansız bir beden topraktan başka bir şey değildir. Can olmasa beden bir işe yaramaz. Mevlânâ’ya göre bedenin kıymeti can iledir. Cânın makbul olması ise gönül sâyesindedir. Gönüller farklı farklıdır; iyisi de vardır, kötüsü de vardır. Binâenaleyh her gönül de makbul değildir. Nitekim ışık vermeyen kandil, sözde kandildir, çünkü ışık vermez ve maksadı hâsıl edemez. Onun kandilliğinden beklenilen, etrâfına ışık vermesidir. Tıpkı bunun gibi nûru olmayan, etrâfına hakîkat nurlarını saçmayan gönül, gönül değildir. Bencillik kıskacından kurtulup hürriyetini elde edemeyen gönül, nefsin esîridir. Nefsin esîri olan gönül başkasına fayda veremez. Çok ilim tahsil etmesi, ciltler dolusu kitap okuyup yazması bir şey değiştirmez, çünkü gönlü haraptır. Konuştuğu Rahman’dan olmaz şeytandan olur. Yâni Mevlânâ mürşid-i kâmil olmak kolay değildir, herkes mürşid-i kâmil olamaz demek istiyor.

Yazının devamı »

Gönüller Işığa Muhtaçtır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 14 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

16. Gönüller ışığa muhtaçtır.

Kur’an’da “Allah, göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûru, tıpkı içinde kandil bulunan küçük bir pencere “mişkat” gibidir. Bu kandil de küçük bir şişe içerisindedir.” (Nûr, 24/35) Buyruluyor. Sultan Veled âyette geçen “mişkat”ın velîlerin göğsü olduğunu söylüyor. Onların kalbi, kandil ve kalplerindeki mânâ, zeytinyağı, Hakk’ın vuslatı da “misbah”tır. Yerde, gökte, arşta ve kürsüde bulunan her mahluk, nûru bu Hak adamlarının kalbinden alırlar.[1]

Yazının devamı »

Süflî Tabîatlar Gönüle Düşmandır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 13 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

15. Süflî tabîatlar gönüle düşmandır.

Mutasavvıflara göre insan tabiatı aşağı âleme mensup oduğu için süflîdir. Onun bu yönüne tasavvufta “nefs-i emmâre” denir. Nefs-i emmârenin önemsediği ve değer verdiği hususlar rûhun kıymet verdiği değerlere zıttır. Bu yüzden Cenâb-ı Hakk’ın ruhları yaratıp “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (A’râf, 7/172) dediği günden beri süflî tabîat olan nefs-i emmâre, gönle düşmanlık yapmaktadır. Nefsin sıfatlarının, asıl yaratılışından oluşan bir takım kökleri vardır. Çünkü o, topraktan yaratılmıştır. Toprağın da kendine has bir özelliği vardır. İnsanoğlundaki zaaf vasfının topraktan, buhl ve cimrilik sıfatının çamurdan , şehvet vasfının pişmiş çamurdan, cehâletin de “salsal” diye tanımlanan cıvık balçıktan kaynaklandığı söylenir.[1]

Yazının devamı »

Gönül Hastalanırsa Onun Doktoru Peygamberler Ve Velîlerdir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 12 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

14. Gönül hastalanırsa onun doktoru peygamberler ve velîlerdir.

Maddî bünyenin hastalandığı gibi mânevî bünye de hastalanır. Tasavvufta buna kalp hastalığı denir. Erken dönem sûfîlerinden Muhâsibî’nin iç yapılanma ile ilgili verdiği gurur, kibir, hased, ucub, riyâ gibi kalp hastalıkları bilgisi, tasavvufta, dâima önemini koruyagelmiştir. Hasta bir kalbin hastalığını gidermek ve tedâvi etmek için normal bir kalbin nasıl olduğunu bilmemiz gerekir ki, ona göre tedâvi yöntemi belirlensin. Tıpkı bunun gibi hasta bir gönlü de tedâvi edebilmek için hastalıklarını teşhis edip hastalığın nereye kadar ilerlediğinin bilinmesi gerekir. İmâm-ı Rabbânî’ye göre kalbin hasta olması onun Hakk’tan başka şeylere ilgi duyması, sevmesidir. Hattâ insanın kendi nefsine olan alâkasıdır. Çünkü bir insan, ne ister ve neyi severse, onu kendi nefsi için sever. Aynı şekilde, mal, başkanlık ve makam isteği de böyledir. İşin aslında, bu durumdaki kişinin taptığı şey kendi (nefsi)dir. İnsan bu bağlantılardan kurtulmadığı sürece kurtuluşa eremez.[1] Bir sûfînin gönlünün hastalanması ona büyük bir elem verir. Maddî hastalıkları tedâvi eden hekimler gibi mânevî hastalıkları da tedâvi eden gönül doktorları vardır. Hastalıktan kurtulmak için hastaların onlara gitmesi ve onların çâre olarak sunduklarını iyi uygulamak lâzımdır.

Yazının devamı »