Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Aralık 2008 ayında yayınlanan yazılar

Takvâ

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 26 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Mutasavvıfların tasavvufî hayâtın vazgeçilmez esaslarından biri olarak gördükleri takvâ, “vikaye” kökünden gelir.[1] Vikaye, bir şeyi kendisine eziyet ve zarar veren şeyden korumak anlamındadır.[2] Kur’ân’da “ İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azâbından korumuştur.” (Duhân, 44/56) “ İşte bu yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger.” (el-İnsân, 76/11) buyruluyor.

Vikaye kökünden gelen takvâ ise, kuvvetli bir himâyeye girerek korunmak, kendini iyi sakınıp korumak demektir. En şâmil ve en kuvvetli vikaye Allah’ın vikayesidir.[3] İnsanın kendisini Allah’ın vikayesine koyarak ahirette zarar ve elem verecek şeylerden yâni günâha sokan şeylerden nefsi korumasına takvâ denilmiştir. Bu korunma dînen sakıncalı işleri terk etmekle mümkün olduğu gibi bâzı mubahları da terk etmekle mükemmelliğe ulaşır. Hazret-i Peygamber (a.s.) “ Helâller bellidir, haramlar da bellidir. Kim koruluğun etrâfında dolaşırsa, içine düşmesinden korkulur.” buyuruyor.[4]

Yazının devamı »

Tasavvufta Sema – Devran

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 25 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Semâ, Arapça (سمع) kökünden (sam’, sim’) gibi bir masdar olup işitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma anlamınadır.[1] Mecâzen şarkı, nağme, raks, vecd[2], üns meclisi[3] ve nihâyet yarı dînî mâhiyette “çalgılı ve şarkılı ziyâfet” gibi türlü mânâlara gelmektedir. Bu çeşitli mânâlardan bir kaçı hâriç, diğerlerinin kelimenin eski Arapçadaki “şarkı söyleme veyâ çalgı çalma” mânâsı ile yakından ilgili olduğu açıkça görülmektedir.[4] Kelime lâtif sesler ve tatlı nağmelerle şiir okuyup dinlemek anlamına da gelmektedir. Zamanla sûfîlerin cezbe hâlinde şiir ve ilâhî dinlemeleri ve bu dinleme sırasında vecde gelip kendini tutamayarak sağa-sola bir takım hareketler yapmaları ve ayakta zikir yapmalarına isim olmuştur. Sûfîlere göre semâın faydası çoktur. En başta kalbi yumuşatmaya yarar.[5]

Yazının devamı »

Tasavvufta Seyr-ü Sülûk

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 24 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Lügatte seyr, ister hayır olsun, ister şer olsun mutlak tarîkat (yol) anlamındadır.[1] Gezmek, yürümek ve gitmek anlamlarını da kapsar.[2] Sülûk de yola girmek, zâhip olmak; bir meslek veya tarîkate girmek demektir.[3] Sûfiyye ıstılâhında “seyr ü sülûk” şeklinde ifâde edilmiştir.[4]

Tasavvufî çevrelerde çeşitli seyr ü sülûk tanımları yapılmıştır. Kimisine göre sülûk, Allah Teâlâ’ya ulaşmaya (vusûl) kabiliyet kazanmak için güzel ahlâk sâhibi olmaya çalışmaktan ibârettir.[5] Kimisi de seyr ü sülûkü, Hakk’a ermek için bir rehberin öncülüğünde ve denetiminde çıkılan mânevî ve rûhî yolculuk olarak târif etmiştir. [6]

Yazının devamı »

Yahyâ-yı Şirvânî

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 23 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Yahyâ Şirvânî; Pîr Ömer Halvetî’den sonra bu tarîkatın en önemli şahsiyeti “Pîr-i sânî” olarak kabûl edilen Seyyid Yahyâ Şirvânî’dir. Şirvan’ın merkezi Şemâhi’de doğan Yahyâ Şirvânî’nin İmam Mûsa Kâzım’ın neslinden olup ecdâdı muhitlerinde nakîbü’l-eşrâf idi. Sadreddîn Hiyâvî’den hilâfetle Bakü’ye gitmiş ve hayâtının sonuna kadar orada irşatta bulunmuştur. Kendisi aynı zamanda şeyhinin dâmâdı idi. Kırk kadar şûbesi bulunan Halvetiye tarîkatinin bu kadar çok yayılmasında en önemli âmil olarak Yahyâ Şirvânî’nin yetiştirdiği halîfeleri etrâfa göndermesi kabul edilir.

Yazının devamı »

Mehmed Nasûhî

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 22 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Mehmed b. Seyyid Nasûhî (ö. 1130/1718)

Halvetiyye-Şâbaniyye’den Karabâşiye’nin kurucusu Karabaş-ı Velî’nin en meşhur halîfesidir. Üsküdar’da Toygar tepesinde Bulgurlu Mescidi yakınlarında doğmuştur. Doğumu için 1058 (1648 ), 1060 (1650) ve 1063 (1653 ) târihleri rivâyet edilir.

Asıl ismi Mehmed’dir. Babası sipâhiden Seyyid Nasûhî Bey b. İhtiyâruddîn’dir. Babasına nisbetle Nasûhî ismiyle anılmıştır. Soyu Hz. Ali’ye kadar ulaşır. Henüz iki- üç yaşında iken annesi Afîfe Hanım vefat etmiştir. Hadîkatü’l-cevâmi, Sicilli Osmânî ve Hediyyetü’l-ârifîn’de kendisinin Kastamonulu Şeyh Şâbân-ı Velî’nin neslinden geldiği yazılmışsa da bu doğru değildir. Nitekim son dönem Nasûhî Tekkesi şeyhlerinden Kerâmüddîn Efendi bunun doğru olmadığını, çünkü Şâbân-ı Velî’nin çocuğunun olmadığını, hattâ evlenip evlenmediğinin bile belli olmadığını söylemiştir.

Yazının devamı »