Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Aralık 2008 ayında yayınlanan yazılar

Gönül Ehli İle Felsefeci Birbirinden Farklıdır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 31 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ gönül ile ayna arasındaki benzetmenin dışında da gönül konusunu işlemiştir. Şöyle ki;

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

2. Gönül ehli ile felsefeci birbirinden farklıdır. İkisi aynı bakış açısına sâhip değildir.

Mevlânâ ve eserleri hakkında çok methiyeler yapılmıştır. Meselâ onun için; “Beşerin hudutlarını aşan bir irtifâd” denildiği gibi “Kur’an, bir gül bahçesi ise, Mesnevî ise gülyağıdır. Gül yağında gülün şekli, zerâfeti, hârikulâde tenâsüp ve âhengi yoktur. Fakat, onun rûhu vardır.” Denilmiştir.[1] Câmi, “O peygamber değildir, ammâ kitâbı vardır” derken Muhammed İkbal de Mesnevî’yi “Farsça Kur’an” olarak târif etmiştir.[2] Bunlara ilâveten özellikle son dönemlerde Mevlânâ’yı filozof olarak zikredenler de çıkmaktadır. Mevlânâ’nın bir düşünce adamı olması, onun filozof olmasını gerektirmez. Onun büyüklüğü Kur’ân ve sünneti kendine has bir üslupla insanların gönlüne yerleştirmesidir. Mevlânâ, düşüncelerinde, eserlerinde, davranışlarında ve tüm hayâtında, insanları Allah aşkından kaynaklanan tevhid inancının nurlu yoluna çekmek istemiş, onları bu eksende, bu “hatt-ı istivâ”da toplayıp birleştirmeye gayret göstermiştir.[3] Çünkü o, “Ben Kur’ân’ın kuluyum. Hazret-i Muhammed’in (a.s.) ayağının bastığı yerin toprağıyım. Benim sözlerimden başka mânâlar çıkarılırsa, ben ondan da sözlerinden de şikâyetçiyim” demiştir. Felsefe yolu akıl yoludur, Mevlânâ’nın yolu ise aşk ve cezbe yoludur. Onun için Mevlânâ filozof değildir. Nitekim Dîvân-ı Kebîr’de “Felsefî düşünceleri gönlümden sürdüm, çıkardım; gönlümü tertemiz bir hâle getirdim. Gözümde de Yûsuf’a âit güzelliklere yer verdim” (c.,s.187) demiştir.[4]

Yazının devamı »

Gönül Bir Aynadır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 30 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

1. Gönül bir aynadır.

Diğer tasavvuf erbâbı gibi Mevlânâ da vecd hâlinde gördüğü hakîkatleri ifâde etmek için semboller kullanmıştır. Ne batıda ne de doğuda onun kadar zengin ve parlak semboller kullanan bir başka mistik şâir yoktur. Mevlânâ’yı diğer sûfîlerden ayıran özellik eserlerinin sembollerle dolu olması, sembol ve remizleri kullanmakta çok mâhir olmasıdır.[1]

Yazının devamı »

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 29 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Özet
Mevlânâ bir kalp ve gönül adamıdır, onu beşer târihinde ölümsüz kılan en büyük özelliği kalplerde taht kurmasıdır. Mevlânâ diğer eserlerinde olduğu gibi Mesnevî’de de selim bir kalbe sâhip olmanın inceliklerini anlatmıştır. Biz bu çalışmada değişik başlıklar altında Mevlânâ’nın kalp gönül konusunu nasıl ele aldığını anlamaya çalıştık.

Giriş
Ünü Türk kültür târihini aşarak bütün insanlığa ulaşan, kitleleri kendisine hayran bırakan Mevlânâ’nın her çağda etkisini kaybetmeyen tesiri dikkatle incelenmelidir. Çünkü Mevlânâ farklı din ve düşünce toplulukları tarafından kabul gören ve değer verilen ender şahsiyetlerden birisidir. Batıda ondan daha çok tanınan mutasavvıf yoktur; Osmanlı’yı ziyâret eden Avrupalı’lar ondan etkilenmişler ve Fars edebiyatıyla ilgilenen ilk oryantalistler çeviri için onun kitaplarını seçmişlerdir.[1]

Yazının devamı »

Karabaş-ı Velî’de Tecellî Düşüncesi

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 28 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Tecellî Arapça “celâ” ve “celv”den gelir, görünme, belirme, kader, tâlih ve Allah’ın lutfuna nâil olma anlamlarında kullanılır.[1] Tasavvufta envâr-ı guyûbdan kalplere münkeşif olan hal diye târif edilir.[2]

Karabaş Velî seccâdenin dört kenârının tecellî-i zâtî, tecellî-i sıfâtî, tecellî-i fiilî ve tecellî-i esmâî[3] olmak üzere dört tecellîye delâlet ettiğini söyler.[4]

Karabaş Velî hırkayı üç türlü kabul eder. Birincisi, sâlikin tecellî-i ef’âle vâsıl olduğunda giydiği hırka-i takvâdır. İkincisi, tecellî-i sıfâta vâsıl olduğunda giydiği hırka-i irfândır. Üçüncüsü, tecellî-i zâta vâsıl olduğunda giydiği hırka-i hakîkattir.[5]

Yazının devamı »

Karabaş-ı Velî’de Tövbe Anlayışı

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 27 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Genellikle tasavvufî makamların ilki sayılan tövbe, lügatte çeşitli anlamlara gelmektedir.[1] En çok bilinen anlamıyla tövbe, tutulan yoldan Hakk’a dönüş demektir.[2] Kötü hallerin her çeşidinden pişman olup iyi hallere yönelme de tövbe kelimesiyle ifâde edilir.[3] Bir anlamda tövbe, kulun irâdî olarak günahları bırakıp Allah’ın memnun olduğu işlere yönelmesidir.[4]

Kur’ân’da Allah Teâlâ “Ey iman edenler, hepiniz toptan Allah’a dönününüz, umulur ki, felâh bulursunuz” (en-Nûr, 24/31) buyurarak tövbeyi toptan, bütün mü’minlerden isterken tövbeyi kurtuluş vesîlesi olarak îlan ediyor. Allah tövbede samîmiyet ve ciddiyet de istiyor. Bunun için dönüşü olmayan Nasuh tevbesine[5] (et-Tahrîm, 66/8) teşvik eden ve önce istiğfârı, ardından tövbeyi emreden âyetler vardır; “Hem istiğfar edin; bağışlamasını dileyin, sonra O’na tövbe edin ki sizi belirli bir zamâna; yâni ölüme kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve âhirette her fazîlet sâhibine mükâfâtını versin.” (Hûd, 11/113)

Yazının devamı »