Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Gönül Yankısı Olan Bir Dağa Benzer

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 02 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

4. Gönül yankısı olan bir dağa benzer.

Mevlânâ gönlü, özellikle de insan-ı kâmilin gönlünü yüce bir dağa benzetiyor. Zaman zaman dağlardan kaynağı belli olmayan ses sadâları yükselir ve bir müddet yankılandıktan sonra kaybolur. Dünyâda yüce mekânlar dağlar olduğu gibi, gönüller içersinde de insan-ı kâmilin gönlü dağlar gibi çok yücedir. Allah onu yüceltmiştir. Çünkü onun gönlü, Hakk’tan aldığı ilâhi ilhamları aksettirmektedir. Ondan zuhur eden sözler kaynağı bakımından Hakk’ın sözleridir; yâni insan-ı kâmil kendi hevâsından konuşmamaktadır, sözlerine hal ve davranışlarında Hakk’ın sözlerini yansıtmaktadır. Mevlânâ belli dönemlerde insan-ı kâmilin coştuğuna ve ilâhi feyzi bol bol dağıttığına dikkat çekerek onun bu anlarını kollayıp ilâhi rahmetten istifâde etmenin önemine dikkat çekmektedir. Çünkü öyle zamanlar gelir ki bu gür ses duyulmayabilir, karanlıkta kalan insanlar kime gideceğini bilemeyebilir. Hazır bu ses yankılanıp dururken onlardan faydalanmak gerekir.

Mevlânâ’ya Göre Maddî Bünye Gönlün Emrindedir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 01 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

3. Mevlânâ’ya göre maddî bünye gönlün emrindedir.

Gönül ile duyu organları arasında nasıl bir ilişki vardır? Duyu organları mı gönlü etkiler? Yoksa gönül mü duyu organlarını etkisi altına alır? Aslında bu ilişki iki yönlü olarak da düşünülebilir. Yâni bir taraftan duyu organlarımızın dışarıdan, gönlümüze aktardığı bilgiler gönlümüzü etkileyip o tarafa meylettirirken bir taraftan da gönlümüze doğan duygu ve düşünceler duyu organlarımızı kendi istikametinde hareket ettirebilir. Mevlânâ’nın Mesnevî’de meselenin ikinci yönüne önem verdiğini görüyoruz. Bedenimiz ve gönlümüz ile doğrudan bir alâka kuran Mevlânâ maddî bünyemizin gönlümüzün emrinde olduğunu söylüyor. Başta gözler olmak üzere beş duyu organı gönlün emrindedir. Gönül nereye meylederse duyu organları o tarafa yönelirler. Bir bakıma gönül, varlık dünyâmızın komuta merkezidir. Ya da gönül, vücut sarayının sultânıdır. Göz, bir kılavuz ve öncü, kalp ise istek sâhibi ve göndericidir. Birincisi gözlemekten ikincisi de kavuşmak ve elde etmekten zevk aldığı için, arzu ve hevâ yularının iki tarafıdırlar.[1]

Gönül Ehli İle Felsefeci Birbirinden Farklıdır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 31 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ gönül ile ayna arasındaki benzetmenin dışında da gönül konusunu işlemiştir. Şöyle ki;

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

2. Gönül ehli ile felsefeci birbirinden farklıdır. İkisi aynı bakış açısına sâhip değildir.

Mevlânâ ve eserleri hakkında çok methiyeler yapılmıştır. Meselâ onun için; “Beşerin hudutlarını aşan bir irtifâd” denildiği gibi “Kur’an, bir gül bahçesi ise, Mesnevî ise gülyağıdır. Gül yağında gülün şekli, zerâfeti, hârikulâde tenâsüp ve âhengi yoktur. Fakat, onun rûhu vardır.” Denilmiştir.[1] Câmi, “O peygamber değildir, ammâ kitâbı vardır” derken Muhammed İkbal de Mesnevî’yi “Farsça Kur’an” olarak târif etmiştir.[2] Bunlara ilâveten özellikle son dönemlerde Mevlânâ’yı filozof olarak zikredenler de çıkmaktadır. Mevlânâ’nın bir düşünce adamı olması, onun filozof olmasını gerektirmez. Onun büyüklüğü Kur’ân ve sünneti kendine has bir üslupla insanların gönlüne yerleştirmesidir. Mevlânâ, düşüncelerinde, eserlerinde, davranışlarında ve tüm hayâtında, insanları Allah aşkından kaynaklanan tevhid inancının nurlu yoluna çekmek istemiş, onları bu eksende, bu “hatt-ı istivâ”da toplayıp birleştirmeye gayret göstermiştir.[3] Çünkü o, “Ben Kur’ân’ın kuluyum. Hazret-i Muhammed’in (a.s.) ayağının bastığı yerin toprağıyım. Benim sözlerimden başka mânâlar çıkarılırsa, ben ondan da sözlerinden de şikâyetçiyim” demiştir. Felsefe yolu akıl yoludur, Mevlânâ’nın yolu ise aşk ve cezbe yoludur. Onun için Mevlânâ filozof değildir. Nitekim Dîvân-ı Kebîr’de “Felsefî düşünceleri gönlümden sürdüm, çıkardım; gönlümü tertemiz bir hâle getirdim. Gözümde de Yûsuf’a âit güzelliklere yer verdim” (c.,s.187) demiştir.[4]

Gönül Bir Aynadır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 30 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

1. Gönül bir aynadır.

Diğer tasavvuf erbâbı gibi Mevlânâ da vecd hâlinde gördüğü hakîkatleri ifâde etmek için semboller kullanmıştır. Ne batıda ne de doğuda onun kadar zengin ve parlak semboller kullanan bir başka mistik şâir yoktur. Mevlânâ’yı diğer sûfîlerden ayıran özellik eserlerinin sembollerle dolu olması, sembol ve remizleri kullanmakta çok mâhir olmasıdır.[1]

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 29 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Özet
Mevlânâ bir kalp ve gönül adamıdır, onu beşer târihinde ölümsüz kılan en büyük özelliği kalplerde taht kurmasıdır. Mevlânâ diğer eserlerinde olduğu gibi Mesnevî’de de selim bir kalbe sâhip olmanın inceliklerini anlatmıştır. Biz bu çalışmada değişik başlıklar altında Mevlânâ’nın kalp gönül konusunu nasıl ele aldığını anlamaya çalıştık.

Giriş
Ünü Türk kültür târihini aşarak bütün insanlığa ulaşan, kitleleri kendisine hayran bırakan Mevlânâ’nın her çağda etkisini kaybetmeyen tesiri dikkatle incelenmelidir. Çünkü Mevlânâ farklı din ve düşünce toplulukları tarafından kabul gören ve değer verilen ender şahsiyetlerden birisidir. Batıda ondan daha çok tanınan mutasavvıf yoktur; Osmanlı’yı ziyâret eden Avrupalı’lar ondan etkilenmişler ve Fars edebiyatıyla ilgilenen ilk oryantalistler çeviri için onun kitaplarını seçmişlerdir.[1]

Sayfa 5 / 8« İlk sayfa...345678