Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Gönülden Gönüle Pencere Vardır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 07 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

9. Gönülden gönüle pencere vardır.

Gönüller birbirine karşıdır. Bir insan birini gönülden severse diğeri de onu sever. İki insan gönülden birbirine bağlanırsa uzakta olmalarının önemi yoktur. Birbirlerine çok uzak olsalar bile ayrı sayılmazlar, zîra her an gönül birlikteliğindedirler. Gönül bağı sıkı kurulduğunda mesâfelerin önemi kalmaz. Maddî ayrılık gönülden bağlananları ayıramaz. Tıpkı bunun gibi Hak âşıkı da her zaman Hak iledir. Her an kendisini Hakk’ın huzûrunda hisseder, sözleri ve eylemleri bu bilinç içerisindedir. Mevlâsının her an kendisini gördüğünü bilen insan onu üzecek, onun hoşuna gitmeyecek davranışlardan uzak durur. Mevlânâ’ya göre Hakk’a âşık olduğunu iddia eden kimse Hakk’ın kendisini ne kadar sevdiğini merak ediyorsa kendine iyi bakmalıdır. Eğer gönlünde Hak sevgisi gittikçe artıyor ve her an bütün varlığını kuşatıyorsa bilsin ki Hak da onu seviyordur.

Gönül Büyük Bir Konağa Benzer

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 06 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

8. Gönül büyük bir konağa benzer.

Mevlânâ insan gönlünü büyük bir konağa benzetiyor. Bir konağın büyük olması ona hâkim olmayı, içinde olup bitenden haberdar olmayı da güçleştirir. Tıpkı bunun gibi gönül de büyük bir konaktır ve içinde olup bitenleri anlamak oldukça zordur. Sâhibinin titiz ve hassas olması gerekir. Aynı zamanda becerikli ve sâdık yardımcılarının da olması gerekir. Büyük konakların komşuları da meraklı olur, içerden haber sızdırmaya çalışır. Gönül evinin de gizli komşuları vardır. Bunlar nefs-i emmâre denilen kötülüğün merkezinin elemanlarıdır. Nefsânî duygulara mensup komşular tehlikelidir, niyetleri kötüdür. Binâenaleyh onları iyi tanımak lâzımdır. O komşular çeşitli yollardan gönül sırlarına vâkıf olmaya çalışırlar. İnsan, gönül konağının çeşitli kapı ve pencerelerine gizlice yerleşmeye çalışan câsus duygulara karşı tedbir almazsa zamanla gönlündeki gizli sırlarını bilen pek çok zararlı komşuları olur. Eğer insan bu komşuların kimler olduğunu ve kendisini hangi yollardan dinlediklerini bilemezse zarar görür. Bu sebeple tasavvufta insanın kendisine yol gösterecek, câsus duygularını bildirecek bir yol göstericiye ihtiyâcı vardır. Çünkü insan etrâfında ne olup bittiğini kendi başına anlayamamaktadır. Bir yol göstericisi olmayan insan kalabalıkları duygu dünyâsında olup bitenlerden bihaber oldukları için sebep sonuç ilişkilerini sağlıklı bir zemîne oturtamaz. Hangi olaya nasıl tepki vereceğini doğru dürüst tâyin edemez. Bu sebeple gönlümüzü tamâmen insan- ı kâmile açmalıyız ki o gizli komşularımızı ve faaliyetlerini bizlere haber versin.

Gönül Gözü Açık Olmalıdır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 05 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

7. Gönül gözü açık olmalıdır.

Mevlânâ’ya göre maddî gözden ziyâde mânevî göz açık olmalıdır. İnsan dünyâ ve içindekilere göz dikmemeli, ilâhî hakîkatlere gözünü yönlendirmelidir. Nitekim hak ehlinin gönül gözü açıktır.[1] Onların maddî gözü uyusa da bir eksiklik olmaz. Yâni dünyânın bir takım makam mevki zenginlik ve saltanatından mahrum kalsalar hiçbir kaygıları olmaz. Gönül gözünün onlara sunduğu mânevî hazların yanında maddî saltanatın hiçbir değeri yoktur. Tasavvufta “basîreti açık” tâbiriyle bu hal anlatılır. Hakk’ı bulan ve her şeyden müstağni kalan bir kimse, nur bağışlayan bir güneş gibidir; verir almaz. Gönül, kendi mânevî zevkini tamâmen bulunca, artık hiçbir şeye bakmak lüzûmunu hissetmez. Yâni görmeye, söz işitmeye muhtaç değildir.[2]Diğer taraftan, gönül gözü kapalı olup maddî gözü açık olanlar mânevî bakımdan emniyette değillerdir. Çünkü sâdece maddî gözü açık olanlar, yâni gözlerini ve gönüllerini zenginlik, mevki, şöhret gibi nefsin hoşuna giden cihetlere yönlendirenler mânevî tuzakları pek göremezler. Gurur ve kibir gibi duygular gözlerini bir duman gibi bürüyüp önlerini görmelerine engel olur. Bir âyetteşöyle buyrulur; “… Onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla görmezler. Kulakları vardır, onlarla işitmezler…” (A’râf, 7/179)

Gönül İçinde Ateş Yanan Bir Ocağa Benzer

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 04 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

6. Gönül içinde ateş yanan bir ocağa benzer.

Mevlânâ’nın tasavvufî görüşlerinin temeli aşk ve cezbe olarak özetlenmektedir. Mevlânâ’nın gücü aşkından geliyordu, insan düzeyinde yaşanan, ancak temeli baştan başa Allah’ta olan bir aşktı bu.[1] Aşk, insan gönlünde yanan bir ateştir; gönül ise o ateşin ocağıdır. Aşk ateşi, maddî unsurları yakmak sûretiyle ocağı temizler, yâni tasavvuf yolcusunu hakîkatten alıkoyan aşağı, bayağı arzuları yakar, mahveder; sâliki mânentemizler. O zaman insanda yeni bir doğumla, yeni bir hayât başlar. Zâten gönlünde aşk ateşi olmayan kişi bir ölüye benzer. Bir ocağın içinde ateş yanarsa işe yaradığı gibi bir gönüldede aşk varsa işe yarar. Hakk’ın değer verdiği bir gönül olur.

Gönül Bir Havuza Benzer

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 03 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

5. Gönül bir havuza benzer.

Mevlânâ gönlü içi su dolu bir havuza benzetiyor. Su havuzunun temizleyici özelliğine dikkat çekiyor. Zîra suyun olduğu yerde temizlik vardır. Fakat havuzun etrâfında dolaşmakla temizlenilmez; temizlenmek için havuzun içine girmek şarttır. İslâm’da beden temizliği gibi ruh temizliği de önemlidir. Namaz ibâdetinden önce gusül, abdest veya teyemmüm gibi temizliklerin hedefi insanı içinde yaşadığı gündelik hayâtın kirlerinden arındırmak olduğu gibi rûhen de bir kendine getiriş olduğu muhakkaktır. Çünkü ibâdete geçmeden önce maddî temizliğe yönelen mümin kimin huzûruna yöneldiğini düşünmeye başlar ve içini kötü düşüncelerden temizler. Bu bakımdan mutasavvıflara göre ruh temizliği olmadan yapılan hiçbir ibâdetin değeri yoktur. Mevlânâ’ya göre, mânevî kirlerden temizlenmenin yolarından biri de temiz sularla eş değerde gördüğü mürşid-i kâmile teslimiyet ve onun temizleyici nazarına mazhariyettir.[1] Mânevî kirlerden temizlenmek için gönül havuzuna dalmak gerekir. Çünkü temiz bir gönül, bir mânâ havuzudur.