Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 29 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Özet
Mevlânâ bir kalp ve gönül adamıdır, onu beşer târihinde ölümsüz kılan en büyük özelliği kalplerde taht kurmasıdır. Mevlânâ diğer eserlerinde olduğu gibi Mesnevî’de de selim bir kalbe sâhip olmanın inceliklerini anlatmıştır. Biz bu çalışmada değişik başlıklar altında Mevlânâ’nın kalp gönül konusunu nasıl ele aldığını anlamaya çalıştık.

Giriş
Ünü Türk kültür târihini aşarak bütün insanlığa ulaşan, kitleleri kendisine hayran bırakan Mevlânâ’nın her çağda etkisini kaybetmeyen tesiri dikkatle incelenmelidir. Çünkü Mevlânâ farklı din ve düşünce toplulukları tarafından kabul gören ve değer verilen ender şahsiyetlerden birisidir. Batıda ondan daha çok tanınan mutasavvıf yoktur; Osmanlı’yı ziyâret eden Avrupalı’lar ondan etkilenmişler ve Fars edebiyatıyla ilgilenen ilk oryantalistler çeviri için onun kitaplarını seçmişlerdir.[1]

İnsanların Mevlânâ’ya olan ilgi ve alâkası incelendiğinde herkesin onda kendinden bir şeyler bulduğu görülür. Çeşitli meslek ve mevkiden, yüzyıllardır pek çok insan Mevlânâ adını huşû içersinde telaffuz etmiştir. Mevlânâ’nın eserleri nesiller boyu okunup şerhedilmiş, sevenleri tarafından adına bir tarîkat kurularak usul ve âdâbı yaşatılmaya çalışılmıştır. Eserlerini okuyup anlamaya çalışanların ve yolundan gidenlerin onu sevmeleri anlaşılabilir; fakat tarîkatine girmemiş, herhangi bir eserinden bir tek satır bile okumamış kitlelerin ona büyük bir muhabbet duymaları, muhayyilelerinde onu yüceltmeleri ancak tasavvufun kendi esasları çerçevesinde açıklanabilir.

Mevlânâ’nın şiirleri, bugün bile deyiş kudreti, teşbihleri, imajları ile günümüz şâirlerini etkileyecek, onları hayran bırakacak bir güzellikte ve inceliktedir.[2] Çünkü o kalplere hitap etmiş, gönülleri coşturmuştur. Dîvân-ı Kebîr’de şöyle demektedir; “Gönlü gereği gibi anlamak için bir zaman, gönül mahallesine girdim, orada kaldım. Böylece gönlün hâlinden bir iz, bir nişan aramaya koyuldum. Bakayım gönlümün halleri nedir? Nasıldır? Diye düşündüm. Gördüm ki, yalnız ben değil, bütün dünyâ ondan şikâyetçi, onun yüzünden feryâda düşmüş. Her ovada, her şehirde rastladığım bilginlerden, akıllı kişilerden gönüle dâir ne düşündüklerini, ne destanlar söylediklerini sordum. Hepsi de gönlün elinden yakındı, yaka silkti, hepsi de feryâda geldi. Bu hal bana dokundu. Gönül konusu üzerinde bir şüpheye zanna düştüm. Sonunda, bu konu üzerinde, aklın bir işe yaramadığını anladım da aklımı bıraktım. Gönüle doğru sefere çıktım, yola düştüm, fakat onun bulunmadığı hiçbir yer de görmedim. Aslında şu gönül, ârif ile mârufun, yâni bilen ile bilinen arasında tercümanlık edip durmada. Gönülün ne olduğunu ancak gönül sâhipleri bilir. Ruhsuz kişi, gönlün değerini ne bilsin? Sen gönülü ancak Allah kapısında, ilâhî dergahta bulabilirsin. Gönül filanda fişmanda bulunmaz. Âlemde kırık gönülleri onaran, eksiklikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya gücü yeten, her izi olanı, her izi bulunmayanı gereği gibi gören Allah’tan başkasında gönlü bulamazsın. Çünkü Allah, gönlü ev edinmiştir.[3]

Gönül kelimesi ile de ifâde edilen kalbin dinde önemi büyüktür, çünkü îmanın ilk rüknü kalp ile tasdiktir. Dil ile ikrar bundan sonra gelmektedir. Hemen belirtmekte fayda görüyoruz ki kalpten murat vücûdumuzda yer alan ve kan pompalanmasını temin eden et parçası değildir. Kalpten murat, rûhun latîfelerinden olan ve ruhla müterâdif olarak kullanılan yürek, gönül, her şeyin ortası, en ehemmiyetli ve can alacı yeridir. Kur’an’da ve tasavvufta zihnî fonksiyonların yerinin kalp kabul edildiği anlaşılmaktadır.[4] Meselâ “Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah’ın zikriyle yumuşar.” (Zümer, 39/23) “Hakîki mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı vakit kalpleri ürperir.” (Nisâ, 4/41) Tasavvufta kalple ilgili zikredilen hadisler de vardır, meselâ; “Ben yere ve göğe sığmadım, ancak mü’min kulumun kalbine sığdım”, “Her şeyin cilâsı vardır, kalbin cilâsı da Allah’ı zikretmektir”[5]

Tasavvufta kalp (kalb), İlâhi hitâbın mahalli, tecellî aynası, ilâhi isim ve sıfatların en mükemmel şekilde tecellî ettiği yer olarak algılanmış[6] ve cisimdeki yeri îtibârıyla her insanın sol memesinin iki parmak altında bulunan çam kozalağı şeklinde, cismânî kalbe verilen Rabbânî latîfenin adı olmuştur. Bu latîfe gerçekte insanın hakîkatidir.[7] İnsandaki mânevî merkezler sıralamasında kalp en öndedir.[8] Mevlânâ, özellikle Mesnevî’de de kalp – gönül konusunu çokça işlemiştir. Hemen her bölümde bu meseleyi ele almıştır. Yâni işlediği konunun gönül boyutuna da dikkat çekmiştir. Mesnevî’nin ilk cildinin önsözünde şunları söylemiştir; Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve Allah’ın sırlarına âgah olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, din asıllarının asıllarının asıllarıdır… Hakîkati arayan gönüller için bir cennettir. Kur’ân gibi gönülleri temiz insanlardan, hakîkati sevenlerden başkasının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâde yoktur. Mesnevî âlemlerin Rabb’inden gönüle inmiş hakîkatleri ihtivâ eder.[9]

Mesnevî’de kalp – gönül konusu ana hatlarıyla şöyle işlenmiştir *:

  1. Gönül bir aynadır.
  2. Gönül ehli ile felsefeci birbirinden farklıdır. İkisi aynı bakış açısına sâhip değildir.
  3. Mevlânâ’ya göre maddî bünye gönlün emrindedir.
  4. Gönül yankısı olan bir dağa benzer.
  5. Gönül bir havuza benzer.
  6. Gönül içinde ateş yanan bir ocağa benzer.
  7. Gönül gözü açık olmalıdır.
  8. Gönül büyük bir konağa benzer.
  9. Gönülden gönüle pencere vardır.
  10. Gönül Hakk’ın nazargâhıdır.
  11. Gönül bir şehirdir.
  12. Gönül bir mektuba benzer.
  13. Gönlün gıdâsı vardır.
  14. Gönül hastalanırsa onun doktoru peygamberler ve velîlerdir.
  15. Süflî tabîatlar gönüle düşmandır.
  16. Gönüller ışığa muhtaçtır.
  17. İçinde gönül nûru bulunmayan gönül, gönül değildir.
  18. Hakk’ı inkâr edenin gönlü ışıklanmaz.
  19. Gönül asla yalan söylemez.
  20. Gönüle gelenleri gizlemek gerekir.
  21. Gönülsüz infak makbul değildir.
  22. Şu dünyâda yaşayanlar yüz renkli ve yüz gönüllüdür.

* Sadece başlık olarak verilen bu 22 madde ve makale sonuç kısmı, ileriki konularda ayrıntılı olarak verilecektir.


[1] Annemarie Schimmel, Tasavvufun Boyutları, çev. Yaşar Keçeci, Kırkambar Kitaplığı, İstanbul 2000, s.354.
[2] Arpaguş Safi, Mevlânâ’nın Dînî Anlatım Metodu, Basılmamış Doktora Tezi, Marmara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001, s.120.
[3] Can Şefik, Mevlânâ- Hayatı Şahsiyeti Fikirleri, Ötüken, 1995, s.414.
[4] Yıldırım Ahmet, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2000, s.238.
[5] Hadislerin tahric ve değerlendirmesi için bkz. Yıldırım Ahmet, a.g.e., s.240-241.
[6] Uludağ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yayınları, İstanbul 1991, s.274.
[7] Yıldırım Ahmet, a.g.e., s.239.
[8] Genelde bu sıralama şu şekildedir; kalp, ruh, sır, hafi, ahfa.
[9] Can Şefik, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi, Ötüken, İstanbul 1997, c.I., s. 11. Konuyu işlerken Şefik Can beyin verdiği başlıklardan yararlandık. Dipnotlarda Mesnevî dendiğinde Şefik Can’ın tercümesi kastedilmiştir.

Anahtar kelimeler: , , , ,

Yorum Yapın