Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

'Tasavvufî Kavramlar' kategorisi altında yayınlanan yazılar

Karabaş-ı Velî’de Tecellî Düşüncesi

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 28 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Tecellî Arapça “celâ” ve “celv”den gelir, görünme, belirme, kader, tâlih ve Allah’ın lutfuna nâil olma anlamlarında kullanılır.[1] Tasavvufta envâr-ı guyûbdan kalplere münkeşif olan hal diye târif edilir.[2]

Karabaş Velî seccâdenin dört kenârının tecellî-i zâtî, tecellî-i sıfâtî, tecellî-i fiilî ve tecellî-i esmâî[3] olmak üzere dört tecellîye delâlet ettiğini söyler.[4]

Karabaş Velî hırkayı üç türlü kabul eder. Birincisi, sâlikin tecellî-i ef’âle vâsıl olduğunda giydiği hırka-i takvâdır. İkincisi, tecellî-i sıfâta vâsıl olduğunda giydiği hırka-i irfândır. Üçüncüsü, tecellî-i zâta vâsıl olduğunda giydiği hırka-i hakîkattir.[5]

Yazının devamı »

Karabaş-ı Velî’de Tövbe Anlayışı

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 27 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Genellikle tasavvufî makamların ilki sayılan tövbe, lügatte çeşitli anlamlara gelmektedir.[1] En çok bilinen anlamıyla tövbe, tutulan yoldan Hakk’a dönüş demektir.[2] Kötü hallerin her çeşidinden pişman olup iyi hallere yönelme de tövbe kelimesiyle ifâde edilir.[3] Bir anlamda tövbe, kulun irâdî olarak günahları bırakıp Allah’ın memnun olduğu işlere yönelmesidir.[4]

Kur’ân’da Allah Teâlâ “Ey iman edenler, hepiniz toptan Allah’a dönününüz, umulur ki, felâh bulursunuz” (en-Nûr, 24/31) buyurarak tövbeyi toptan, bütün mü’minlerden isterken tövbeyi kurtuluş vesîlesi olarak îlan ediyor. Allah tövbede samîmiyet ve ciddiyet de istiyor. Bunun için dönüşü olmayan Nasuh tevbesine[5] (et-Tahrîm, 66/8) teşvik eden ve önce istiğfârı, ardından tövbeyi emreden âyetler vardır; “Hem istiğfar edin; bağışlamasını dileyin, sonra O’na tövbe edin ki sizi belirli bir zamâna; yâni ölüme kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve âhirette her fazîlet sâhibine mükâfâtını versin.” (Hûd, 11/113)

Yazının devamı »

Takvâ

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 26 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Mutasavvıfların tasavvufî hayâtın vazgeçilmez esaslarından biri olarak gördükleri takvâ, “vikaye” kökünden gelir.[1] Vikaye, bir şeyi kendisine eziyet ve zarar veren şeyden korumak anlamındadır.[2] Kur’ân’da “ İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azâbından korumuştur.” (Duhân, 44/56) “ İşte bu yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger.” (el-İnsân, 76/11) buyruluyor.

Vikaye kökünden gelen takvâ ise, kuvvetli bir himâyeye girerek korunmak, kendini iyi sakınıp korumak demektir. En şâmil ve en kuvvetli vikaye Allah’ın vikayesidir.[3] İnsanın kendisini Allah’ın vikayesine koyarak ahirette zarar ve elem verecek şeylerden yâni günâha sokan şeylerden nefsi korumasına takvâ denilmiştir. Bu korunma dînen sakıncalı işleri terk etmekle mümkün olduğu gibi bâzı mubahları da terk etmekle mükemmelliğe ulaşır. Hazret-i Peygamber (a.s.) “ Helâller bellidir, haramlar da bellidir. Kim koruluğun etrâfında dolaşırsa, içine düşmesinden korkulur.” buyuruyor.[4]

Yazının devamı »

Tasavvufta Sema – Devran

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 25 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Semâ, Arapça (سمع) kökünden (sam’, sim’) gibi bir masdar olup işitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma anlamınadır.[1] Mecâzen şarkı, nağme, raks, vecd[2], üns meclisi[3] ve nihâyet yarı dînî mâhiyette “çalgılı ve şarkılı ziyâfet” gibi türlü mânâlara gelmektedir. Bu çeşitli mânâlardan bir kaçı hâriç, diğerlerinin kelimenin eski Arapçadaki “şarkı söyleme veyâ çalgı çalma” mânâsı ile yakından ilgili olduğu açıkça görülmektedir.[4] Kelime lâtif sesler ve tatlı nağmelerle şiir okuyup dinlemek anlamına da gelmektedir. Zamanla sûfîlerin cezbe hâlinde şiir ve ilâhî dinlemeleri ve bu dinleme sırasında vecde gelip kendini tutamayarak sağa-sola bir takım hareketler yapmaları ve ayakta zikir yapmalarına isim olmuştur. Sûfîlere göre semâın faydası çoktur. En başta kalbi yumuşatmaya yarar.[5]

Yazının devamı »

Tasavvufta Seyr-ü Sülûk

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 24 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Lügatte seyr, ister hayır olsun, ister şer olsun mutlak tarîkat (yol) anlamındadır.[1] Gezmek, yürümek ve gitmek anlamlarını da kapsar.[2] Sülûk de yola girmek, zâhip olmak; bir meslek veya tarîkate girmek demektir.[3] Sûfiyye ıstılâhında “seyr ü sülûk” şeklinde ifâde edilmiştir.[4]

Tasavvufî çevrelerde çeşitli seyr ü sülûk tanımları yapılmıştır. Kimisine göre sülûk, Allah Teâlâ’ya ulaşmaya (vusûl) kabiliyet kazanmak için güzel ahlâk sâhibi olmaya çalışmaktan ibârettir.[5] Kimisi de seyr ü sülûkü, Hakk’a ermek için bir rehberin öncülüğünde ve denetiminde çıkılan mânevî ve rûhî yolculuk olarak târif etmiştir. [6]

Yazının devamı »

Sayfa 1 / 212