Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Karabâşiyye

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 20 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Halvetiyye tarîkatının Karabâş-ı Velî (ö.1097/1685-86) tarafından kurulan bir kolu.

Halvetiyye tarîkatinin ana kollarından Cemâliyye tarîkatinin Şa‘bâniyye şûbesinden neş’et eden bir tarîkattir. Başına siyah Halvetî sarığı sardığı için Karabâş-ı Velî diye meşhur olan Ali Atval’e nisbetle bu adı almıştır. Karabâşiyye tarîkatının silsilesi Karabâş-ı Velî’nin ikinci şeyhi Mustafa Muslihiddîn (1072/1659) birinci şeyhi İsmâil Çorûmî(1057/1647), Ömer el-Fuâdî (1046/1636), Muhyiddîn Kastamônî (1013/1604), Şeyh Şa’bân-ı Velî (976/1569), Hayreddîn Tokâdî (9311525), Çelebi Sultan, Cemâl Halvetî Aksarâyî (899 ya da 902/1491-1494), Pîr Muhammed Erzincânî (879/1475) vâsıtasıyla Seyyid Yahyâ Şirvânî’ye (869/1463-64) ulaşır. Halvetiyye tarîkatının yirmi şartı Karabâş-ı Velî tarafından mürşit ve mürîdin herbiri için yirmi dört olarak kabûl edilmiştir. (Mi’yâru’t-Tarîka trc.vr.1/b.ve devâmı)

Mürşit için lâzım olan yirmi dördüncü şart tasavvuf târihinde çok büyük tartışmalara sebep olan “Ene’l-hak” v.b. şathıyelere önceden set çekmeyi hedeflemektedir. Şöyle ki mürîde tecelli-i ef’âl zuhûr ettiğinde mürşit ona demeli ki, sıfâta bak ve gör ki âzandan zâhir olan ef’âl hakîkatte âzandan mı zâhirdir yoksa rûhundan mı zâhirdir? Sana telkin olunan esmâyı zikretmeye devam et tâ ki tecelli-i sıfât müşâheden ola. Mürîde tecelli-i sıfât hâsıl olduğunda mürşit mürîde Zât’a yönelmesini ve onu istemesini telkin etmeli. Onda ilm-i müşâhede hâsıl olduğunda ise ilm-i zevki ve Hak ile halk arasındaki farkı tâlim etmeli. Yoksa mürit “Ene’l-hak” diye ortaya çıkar. Tarîkate girmek isteyen kişi namâza başlamadan önce yapıldığı gibi altı şartı yerine getirmek zorundadır. Bu şartlar, şerîat üzere yaşayıp asla muhâlefet etmemek. Burada iki durum söz konusudur. Emirleri tutmak,yasakları terketmek. Allâh’a tevekkül. Ehl-i dünyânın elindekilere meyletmemek. Şirk-i hafî olarak kabûl edilen riyâdan uzak durmak. Burada da iki îtibar vardır. Yaptığı ibâdeti bir kimseye göstermek için yapmamak ve ibâdetini bir kimse gördüğünde kendisine bir sevinç gelmemesi. Bu şartları yerine getiren sâlik için bir meclis-i inâbet kurulur. Sâlik şeyhin önüne diz çöküp oturur ve şeyh Hz.Peygamber’in (a.s.) Hz.Ali’ye telkin ettiği Lâ ilâhe illallah zikrini tâlim eder. Meclis-i inâbet tamam olunca mürit iki rek’at namaz kılıp her ne dilerse duâ eder. Sâlike her hâlde tahâret farzdır. Çünkü sâlik inâbet ettiği andan îtibâren namaz içinde olan kimse gibidir. Ölünceye kadar bütün ömrünce namaz içinde gibidir. Bundan dolayı her an abdestli olmak zorundadır.

Tarîkatta evrat âdâbı şöyledir; beş vakit namazın her birinin ardından mûtat tesbih ve duâlar okunur. Sabah namâzından sonra Yahyâ Şirvânî’nin tertîp ettiği Vird okunur. Her namâzın ardından okunan duâlar bu virdin içinde olduğu için duâdan evvel okunmazlar. Akşam namâzından sonra da tesbîhât okunmaz. Zîra evvâbin namâzından sonra vird-i mağrib okunur. Vird-i mağrib şöyledir; önce Secde Sûresi okunur ve secde âyeti okununca secde edilir, secdeden baş kaldırılıp duâ edilir. Sonra sûre sonuna kadar okunur. Arkasından Yâsin Sûresi sonuna kadar okunur. Arkasından Saffât Sûresi’nin evvelinden “mübîn”e varıncaya kadar ve sonunda ise “Velekat sebakat” tan sonuna varıncaya kadar okunur. Sonra Zümer Sûresinin âhirinde “Vesîkallezînettekav…” ın sonuna kadar okunur. Ardından Hâmîm-Duhân tamâmen, ardından Câsiye Sûresi’nin sonundaki ‘Felillâhi’l-hamd’den sûrenin sonuna kadar okunur. Daha sonra Fetih ve Vâkıa sûrelerini tamâmen, Haşr Sûresi’nin sonundaki ‘yâ eyyühellezîne âmenu’t-tekullâh’dan sonuna kadar, sonra Mülk Sûresi’ni ve Nebe’ Sûresi’ni tamâmen, ardından İzâcâe Sûresi’ni okunur. Bundan sonra ‘Rabbenâ tekabbe’l-duâ’ denilir, ardından ‘Allâhümme sallî alâ seyyidinâ Muhammed’ini’n-nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî teslîmâ’ diye yüz salâvât okunup duâ edilir.

Yetiştirdiği pek çok halîfesi vâsıtasıyla daha kendi sağlığında Osmanlı ülkesinde büyük bir alanda nüfuz ve tesir gösteren tarîkati vefâtından sonra da aynı canlılık ve zindeliğini koruyarak pek çok yeni kola kavuşmuştur. Özellikle Anadolu, Ora Doğu ve Kuzey Afrika’da belirli bir güce ulaşmıştır.

Bu tarîkatın başlıca dört şûbesi vardır. Birincisi Nasûhiyye, İstanbul’lu Seyyid Nasûhî Mehmed Nasûhiyye Kolu’nu kurmuştur. 1058’de (1648) yâhut 1063 (1652-53) de İstanbul’da doğan, risâleleri ve Dîvân’ı bulunan, bir aralık Kastamonu’ya sürülen Nasûhî, 1130’da (1718) İstanbul’da vefât etmiş ve kendisi için Üsküdar’da Doğancılar sırtında yapılan dergâha defnedilmiştir. Nasûhiyye kolundan 1229’da vefât eden (1814) Çerkeşli Mustafa’ya mensup Çerkeşiyye, Çerkeşî’nin halîfelerinden Hacı Halîl’e (XIX.yüzyıl,Bolu) mensup Halîliyye, yine Çerkeşî’nin halîfelerinden Şeyh Ali Beypazârî’nin halîfesi Medîne’de vefât eden(1262/1846) İbrâhim Kuşadavî’ye mensup İbrâhîmiyye yâhut Kuşadaviyye kolu zuhûr etmiştir.

İkincisi Bekriyye, tarîkatın kurucusu Kâhire’de vefât eden Seyyid Mustafa el-Bekrî (1162/1749) es-Sıddîk arab ülkelerinde Halvetiyye tarîkatını neşreden çok önemli bir zâttır. Şeyhi,Karabâşîler arasında Mısrî Hacı Baba denmekle ma‘rûf Edirne’de medfûn Şeyh Mustafa el-Bolûvî (1129/1717) olup o da Karabâş-ı Velî’den hilâfet almıştır. Bekriyye’den Gazze’de vefât eden (1199/1784)Kemâleddîn Mustafa’ya nisbet edilen Kemâliyye, Kâhire’de vefât eden (1181/1767) Muhammed b. Sâlim’e mensup Hufniyye ya da bâzı kaynaklarda yazıldığı şekliyle Hıfnıyye, 1189 (1775)’de vefât eden Muhammed b. Abdülkerim el-Medenî’ye nisbet edilen Semmâniyye, ya da bâzı kaynaklarda yazıldığı şekliyle Sümmâniyye, ondan da Mısır’da vefât eden (1309/1891) Feyzüddîn Hüseyin’e mensup Feyziyye kolu ortaya çıkmıştır. Hıfnıyye’den Kâhire’de vefât eden (1201/1786) Ahmed b.Muhammed ed-Derdir’e nisbet edilen Derderiyye ya da Dürdüriyye, yine Kâhire’de vefât eden (1207/1792-93) Muhammed b. Abdurrahman’a nisbet edilen Ezheriyye, (1208/1794) de Cezâyir’de vefât eden Mahmûd b.Abdurrahman’a nisbet edilen Rahmâniyye, Fas’ta vefât eden Seyyid Ahmed b.Muhammed et-Ticânî’ye (1227/1812) mensup Ticâniyye, kolları ayrılmıştır.

Üçüncüsü Ârifiyye, silsilesi şöyledir; Şeyh Mustafa Zekâî el-Üsküdârî (1227/1812) onun şeyhi, Hasan e’s-Simâvî (1209/1794), onun şeyhi Şeyh Mahmûd Boğazhisârî (1141/1728), onun şeyhi Şeyh Ömer Ârifî el-İstanbûlî (1103/1690) ve onun şeyhi de tarîkatın imâmı Karabâş-ı Velî.

Dördüncüsü Hüseyniyye, silsilesi şöyledir; Şeyh Hasan Simâvî, onun şeyhi Şeyh Mahmûd Simâvî, onun Şeyh Şa‘bân e’t-Teymûrcî, onun şeyhi Şeyh Hüseyin Kastamônî ve onun şeyhi Karabâş-ı Velî.

Bibliyografya

  • Senâîzâde Hasan, Silsile-i Tarîkat-ı Halvetiyye, İst. Belediye Kütüphânesi, Osman Ergin, nr.859,vr.2 ve devâmı;
  • Hâs İbrâhim, Silsile-i Tarîk-i Halvetiyye-i Karabâş el-Kastamônî, Süleymâniye Hacı Mahmut Efendi 2707.vr.2 ve devâmı;
  • Tabibzâde Mehmet Şükrü, Silsilenâme-i Turuk-ı Aliyye. H.Selim Ağa Ktp. Hüdâyi Efendi Blm, nr.1098 8/a.ve devâmı;
  • Harîrîzâde Kemâledin, Tibyânu Vesâil-ü’l-Hakâik fî Beyâni Selâsili’t-Terâik, Süleymâniye Ktp.İbrâhim Efendi, nr.430, vr.58/a;
  • Vassâf Hüseyin, Sefînetü’l-Evliyâ, Süleymâniye Ktp.Yazma Bağışlar; nr.2308. IV.s.12;
  • Vicdânî Sâdık, Tomâr-ı Turuk-ı Aliyyeden Halvetiyye Şehzâdebaşı 1338/1341. S.65;
  • Oğuz Muhammed İhsan, Hazret-i Şa’bân-ı Velî ve Mustafa Çerkeşi. Oğuz yayınları, İstanbul 1995.II. baskı, s.67;
  • Gölpınarlı Abdülbaki, 100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarîkatlar. Gerçek Yayınevi 1969.I. baskı s.208;
  • İz Mâhir, Tasavvufun Mâhiyeti Büyükleri ve Tarîkatler. (haz.Ertuğrul Düzdağ). Tür-Dav.s.208.
  • Kırkkılıç Ahmet, Başlangıçtan Günümüze Tasavvuf, Timaş 1996, s.295.

Anahtar kelimeler: , , ,

Yorum Yapın