Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Gönüle Gelenleri Gizlemek Gerekir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 18 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

20. Gönüle gelenleri gizlemek gerekir

Tasavvuf herşeyden önce yaşanan bir “hal”dir; bunun başkalarına aktarılması, nakledilmesi âdetâ imkansızdır. Mistik tecrübe ânında yaşanan ilişki, günlük ilişki çerçevelerinin ötesinde, aşkın bir özellik gösterir. Bundan dolayı onu kelimelere dökmek ve bu hâli yaşamayan kimselere onun hakkında bilgi vermek pek mümkün görünmemektedir.[1] Tasavvufun hal olduğu ifâde edilmekle birlikte bir çok konusu da zaman içersinde yazıya dökülmüştür. İrili ufaklı pek çok eser verilmiştir. Ancak mutasavvıflar “Tasavvufta bâzı konular vardır ki sözle bir yere kadar söylenebilir, daha ötesini söylememek gerekir, o ehlince mâlumdur” görüşünü her zaman korumuşlardır. Yazılanların muhatapların seviyesine uygun olduğu kanâatindedirler. Yazılanların hâricinde kendilerine öyle haller zuhur eder ki söylenmesinde pek çok sakıncalar vardır. Nitekim Hallac söyledi, başını verdi. Zünnûn Mısrî’ye “Kalbini en iyi biçimde koruyan kimdir?” diye sormuşlar, o da “Diline en çok hâkim olan” diye cevap vermiştir.[2] Mevlânâ da gönle gelenlerin tamâmen söylenmeyeceği kanâatindedir. Çünkü gönlün her hâlini söz ile söylemek mümkün değildir. Mevlânâ’da da tasavvufun sözden ziyâde hal olduğu fikri hâkimdir. Söz ile anlatılması mümkün olan durumlar ehline açıklansa da bir an gelir söz biter. Oradan öteye söze mahal yoktur. Yazılamayan hallerin ancak yaşanarak bilinebileceğini ifâde eder. Mutasavvıflar yaşadığı bu halleri zevk ve vecd diye nitelendirirler. Sûfî hakîkati gördüğü zaman onun görüşü özel bir halde özel bir idrâk olayıdır; bu hal insanın normal şuur hâli değildir, idrâki de bizim anladığımız cinsten (duyu organlarıyla) bir idrâk değildir. Vecd denilen hal işte budur.[3]

Beyit: Bu konular, buraya kadar söylenebilir; bundan sonra gönle gelenleri gizlemek, söylememek gerekir!

Beyit: Söylemeye uğraşsan, yüzbinlerce gayret sarfetsen faydasız kalır, meydana çıkmaz!

Beyit: Atın, üzenginin gidişi denize kadardır; denize vardıktan sonra, insana tahta bir at lâzımdır.[4]

Oğlu Sultan Veled de şöyle söyler; “Onlar vâsıl oldular ve öteye bile geçtiler; fakat kelime ve cümleye ancak bu dördüncü yüzünün mânâsını sığdırabildiler. Meselâ, bir insan karadan yola çıksa, kara yolunun menzillerini, şehirlerini, dağlarını, sahralarını, çimenliklerini … anlatabilir, bunlar tasvire sığar; fakat bu adamın yolu gitgide denize dayansa, bu deniz üzerindeki yolculukta gâyeye vâsıl olduktan katettiği menzilleri, yoları nasıl anlatabilir?[5]


[1] Hökelekli Hayati, Din Psikolojisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2003, s.321.
[2] Kuşeyrî, s.260.
[3] Güngör Erol, İslâm Tasavvufunun Meseleleri, Ötüken, II. baskı İstanbul 1987, s.146.
[4] Mesnevî, c.III., s.659.
[5] Sultan Veled, Maârif, çev. Meliha Ü. Anbarcıoğlu, Tercüman 1001Temel Eser, İstanbul 1984, s.134.

Yorum Yapın