Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

'Mevlâna' etiketi ile ilgili yazılar

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül (Sonuç)

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 21 Ocak 2009 | 1 Yorum yapılmış

Sâdece yaşadığı toplumu ve çağı derinden etkilemekle kalmayıp etkisini günümüzde de artarak devam ettiren, duygulu gönülleri kendine hayran bırakan Mevlânâ, insanlığın gördüğü müstesnâ şahsiyetlerden birisidir. İnsanlara şifâ olan fikir ve duygularını aşk ve vecd ile ifâde eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ, diğer eserlerinde olduğu gibi Mesnevî’de de aşk ve vecdin kaynayıp coştuğu gönle büyük bir önem vermiştir. Görünüşte orta sınıf halk tabakasına öğretici hikâyeler anlatılması şeklinde kurgulanan Mesnevî, baştan sona İslâm dîninin birinci kaynakları Kur’ân ve hadîslere atıflarla doludur. Mesnevî, Kur’ân ve mübelliği Hz. Muhammed’in (s.a.s.) söz ve fiillerinin –onları gönlüne yerleştirmiş bir ağız tarafından- yeniden dile getirilmesidir.

Yazının devamı »

Gönül Ehli İle Felsefeci Birbirinden Farklıdır

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 31 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ gönül ile ayna arasındaki benzetmenin dışında da gönül konusunu işlemiştir. Şöyle ki;

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

2. Gönül ehli ile felsefeci birbirinden farklıdır. İkisi aynı bakış açısına sâhip değildir.

Mevlânâ ve eserleri hakkında çok methiyeler yapılmıştır. Meselâ onun için; “Beşerin hudutlarını aşan bir irtifâd” denildiği gibi “Kur’an, bir gül bahçesi ise, Mesnevî ise gülyağıdır. Gül yağında gülün şekli, zerâfeti, hârikulâde tenâsüp ve âhengi yoktur. Fakat, onun rûhu vardır.” Denilmiştir.[1] Câmi, “O peygamber değildir, ammâ kitâbı vardır” derken Muhammed İkbal de Mesnevî’yi “Farsça Kur’an” olarak târif etmiştir.[2] Bunlara ilâveten özellikle son dönemlerde Mevlânâ’yı filozof olarak zikredenler de çıkmaktadır. Mevlânâ’nın bir düşünce adamı olması, onun filozof olmasını gerektirmez. Onun büyüklüğü Kur’ân ve sünneti kendine has bir üslupla insanların gönlüne yerleştirmesidir. Mevlânâ, düşüncelerinde, eserlerinde, davranışlarında ve tüm hayâtında, insanları Allah aşkından kaynaklanan tevhid inancının nurlu yoluna çekmek istemiş, onları bu eksende, bu “hatt-ı istivâ”da toplayıp birleştirmeye gayret göstermiştir.[3] Çünkü o, “Ben Kur’ân’ın kuluyum. Hazret-i Muhammed’in (a.s.) ayağının bastığı yerin toprağıyım. Benim sözlerimden başka mânâlar çıkarılırsa, ben ondan da sözlerinden de şikâyetçiyim” demiştir. Felsefe yolu akıl yoludur, Mevlânâ’nın yolu ise aşk ve cezbe yoludur. Onun için Mevlânâ filozof değildir. Nitekim Dîvân-ı Kebîr’de “Felsefî düşünceleri gönlümden sürdüm, çıkardım; gönlümü tertemiz bir hâle getirdim. Gözümde de Yûsuf’a âit güzelliklere yer verdim” (c.,s.187) demiştir.[4]

Yazının devamı »

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 29 Aralık 2008 | Yorum yapılmamış

Özet
Mevlânâ bir kalp ve gönül adamıdır, onu beşer târihinde ölümsüz kılan en büyük özelliği kalplerde taht kurmasıdır. Mevlânâ diğer eserlerinde olduğu gibi Mesnevî’de de selim bir kalbe sâhip olmanın inceliklerini anlatmıştır. Biz bu çalışmada değişik başlıklar altında Mevlânâ’nın kalp gönül konusunu nasıl ele aldığını anlamaya çalıştık.

Giriş
Ünü Türk kültür târihini aşarak bütün insanlığa ulaşan, kitleleri kendisine hayran bırakan Mevlânâ’nın her çağda etkisini kaybetmeyen tesiri dikkatle incelenmelidir. Çünkü Mevlânâ farklı din ve düşünce toplulukları tarafından kabul gören ve değer verilen ender şahsiyetlerden birisidir. Batıda ondan daha çok tanınan mutasavvıf yoktur; Osmanlı’yı ziyâret eden Avrupalı’lar ondan etkilenmişler ve Fars edebiyatıyla ilgilenen ilk oryantalistler çeviri için onun kitaplarını seçmişlerdir.[1]

Yazının devamı »

Tasavvufta Sema – Devran

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 25 Aralık 2008 | 1 Yorum yapılmış

Semâ, Arapça (سمع) kökünden (sam’, sim’) gibi bir masdar olup işitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma anlamınadır.[1] Mecâzen şarkı, nağme, raks, vecd[2], üns meclisi[3] ve nihâyet yarı dînî mâhiyette “çalgılı ve şarkılı ziyâfet” gibi türlü mânâlara gelmektedir. Bu çeşitli mânâlardan bir kaçı hâriç, diğerlerinin kelimenin eski Arapçadaki “şarkı söyleme veyâ çalgı çalma” mânâsı ile yakından ilgili olduğu açıkça görülmektedir.[4] Kelime lâtif sesler ve tatlı nağmelerle şiir okuyup dinlemek anlamına da gelmektedir. Zamanla sûfîlerin cezbe hâlinde şiir ve ilâhî dinlemeleri ve bu dinleme sırasında vecde gelip kendini tutamayarak sağa-sola bir takım hareketler yapmaları ve ayakta zikir yapmalarına isim olmuştur. Sûfîlere göre semâın faydası çoktur. En başta kalbi yumuşatmaya yarar.[5]

Yazının devamı »