Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara

Kişisel İnternet Sitesi

Fameder divx film izle porno sex porno izle porno izle

Son Söz…

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 28 Temmuz 2010 | 86 Yorum yapılmış

CIMG0462abÖnsöz yazmak onun için çok heyecan vericiydi. Her işi gibi bunu da son derece içtenlikle yapmış, okuyucularına seslenmişti. Kaç kişi hayatında son bir söz yazabilir bilmiyorum ancak Kerim Kara, son sözünü yazamadı. 26 Temmuz 2010 günü çok istediği okuluna giderken üzücü bir kaza neticesinde hayatını kaybetti. Onun adına bir son söz yazmak ise biz sevenlerine kaldı. Bu imkan kendisine verilseydi mutlaka anlatacak çok şeyi olurdu.

Kerim Kara, kendisini eğitime ve bilime adamış, ülkemizin gerçek bir kazanımıydı. Yapacak çok işi ve hayalleri vardı. 17 yılı aşkın süre Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmenlik, müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yaptıktan sonra en büyük arzusu olan akademisyenliğe Karabük Üniversitesi tarafından kabul edilmişti. Artık ülkemizin gençlerine halk edebiyatı dersleri verecekti, vakti yetmedi; dünya artık ona yetmedi.

Kerim Kara, örnek kişiliği ile girdiği her çevrede takdirle karşılandı. Ailesi, öğrencileri, iş arkadaşları ve hocaları… Hep övgüyle bahsedildi, hep sevgiyle anıldı. Rasul-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştu: “Sizden dört kişi herhangi bir Müslüman hakkında hayırla şahitlik ederse Allah Tealâ onu cennete koyar.” Bir rivayette de Efendimiz (S.A.V.)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Sizler cenazenin lehinde şahitlik yaptınız; ona cennet vacip oldu. Çünkü sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz.” Kendisinden razı olan yüzlerce kişiyi bir günde toplayabilmek mümkün olan Kerim Kara, hak katında da inşallah kendisinden razı olunan kişilerden olacaktır.

Ölüm kişinin yakınları için acı gelse de, biz inanıyoruz ki; ölüm aslında bir bitiş değil, bilakis bir başlangıçtır. Sonsuzluğun başlangıcıdır… Kerim Kara bu fani hayattan göçtüğü için herhangi bir hüzne, üzüntüye sahip değildir. Hatta belki de Allah (C.C.)’ın rızasını almış bir şekilde cennet bahçelerinden bir bahçe olan kabrinde mesut ve bahtiyar, tekrar ayağa kalkacağı günü bekliyordur. Eğer bizi görebiliyorsa da bizden beklediği birkaç şey; sadece hayır dua, kendisi gibi başarılı ve insanlara faydalı kişiler olmamız olacaktır.

Bizler Kerim Kara’dan razı olduk, haklarımızı helal ettik. Allah (C.C.) da inşallah ondan razı olur, varsa günahlarını affeder. Allah inşallah onu en sevdiği kullarının arasına koyar.

Kerim Kara! evet bu dünyadan gittin, ama iz bırakmayı başardın; gerek insanlığa bıraktığın güzel eserlerinle, gerekse seni tanıyanlara bıraktığın sevgiyle iki cihanda da unutulmayacak, hep hayırla anılacaksın. Ruhun şad olsun, mekanın cennet olsun…

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül (Sonuç)

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 21 Ocak 2009 | 1 Yorum yapılmış

Sâdece yaşadığı toplumu ve çağı derinden etkilemekle kalmayıp etkisini günümüzde de artarak devam ettiren, duygulu gönülleri kendine hayran bırakan Mevlânâ, insanlığın gördüğü müstesnâ şahsiyetlerden birisidir. İnsanlara şifâ olan fikir ve duygularını aşk ve vecd ile ifâde eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ, diğer eserlerinde olduğu gibi Mesnevî’de de aşk ve vecdin kaynayıp coştuğu gönle büyük bir önem vermiştir. Görünüşte orta sınıf halk tabakasına öğretici hikâyeler anlatılması şeklinde kurgulanan Mesnevî, baştan sona İslâm dîninin birinci kaynakları Kur’ân ve hadîslere atıflarla doludur. Mesnevî, Kur’ân ve mübelliği Hz. Muhammed’in (s.a.s.) söz ve fiillerinin –onları gönlüne yerleştirmiş bir ağız tarafından- yeniden dile getirilmesidir.

Şu Dünyâda Yaşayanlar Yüz Renkli Ve Yüz Gönüllüdür

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 20 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

22. Şu dünyâda yaşayanlar yüz renkli ve yüz gönüllüdür

Mevlânâ’yı ve düşünce sisteminin temellerini iyi kavramak için; onu yetiştiren sosyal şartların bilinmesi gerekir. İçinde yaşadığı toplumun izlerini taşımayan, devrinin sosyal ve kültürel sarsıntılarından nasibini almayan insanların, büyük ve ulvî düşünce sâhibi olmaları oldukça zordur. Mevlânâ da içinde yaşadığı XIII. yüzyılın sosyal ve kültürel ortamının olaylarından oldukça etkilenmiştir. Beş yaşlarında iken babası ile birlikte Belh şehrini terketmek zorunda kalması, peşinden Moğol istilasını yaşaması gibi olaylar Mevlânâ’nın çok erken yaşlarda çok büyük olaylarla duygulanan, içlenen bir gönül sâhibi olmasını sağlamıştır.[1]

Gönülsüz İnfak Makbul Değildir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 19 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

21. Gönülsüz infak makbul değildir.

Yardımlaşma insanlar arası ilişkilerde önemli bir yere sâhiptir. Zenginin fakîre yardım etmesi zengin ile fakir arasında bir sevgi ve meveddet oluşmasını sağlar. İnfak zenginlikle kaim bir haslettir. İnsanlara verme, bağışta bulunma denilince zenginler akla gelir. Çünkü vermek için zenginlik gerekir. Ancak burada çok hassas bir konu vardır ki çoğu zengin buna dikkat etmez. Veren kişi Allah’tan geleninin yine O’na gittiğini unutur. Yâni o malı ve zenginliği kendisine Allah vermiştir, mülkün gerçek sâhibi Allah’tır. İnfak eyleminde bir mal bir zengin vâsıtasıyla bir fakire gitmektedir. Bâzı zenginler “ben malımı fakire veriyorum”, “ben ne iyi bir iş yapıyorum”, “ben cömert bir insanım gibi” düşüncelere kapılıp kendinde bir varlık görürler, ya da reklamlarını yapak isterler. Bu durum İslâmî açıdan zararlıdır. Çünkü infak yapan, yaptığı iyilikte kendisini üstün görüp verdiğini kendinden bilirse Hakk’ı unutur, araya gurur ve kibir sokar. Başkalarından takdir beklemek, ya da kendini infak yapmaya mecbur hissetmek sonucunda yapılan iyilikler Hakk’ın beklediği davranışlar değildir. Bu şartlarda kişi görünüşte infak yapsa bile gerçekte Hakk’ın rızâsından uzaklaşır. Hakk’ın rızâsına uymayan infâkın Hak katında bir değeri yoktur. Çünkü rızâsız infak gönülden değildir. Dînî olgunluk, davranışların alışkanlık ve dış baskılar sonucu değil, şuurlu bir istek ve tercih ile ortaya konulmasını gerektirir. Bu durum psikolojik açıdan bir şahsiyet bütünlüğü sağlar.[1]

Gönüle Gelenleri Gizlemek Gerekir

Yazar: Kerim Kara | Yayın zamanı: 18 Ocak 2009 | Yorum yapılmamış

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde Kalp – Gönül

20. Gönüle gelenleri gizlemek gerekir

Tasavvuf herşeyden önce yaşanan bir “hal”dir; bunun başkalarına aktarılması, nakledilmesi âdetâ imkansızdır. Mistik tecrübe ânında yaşanan ilişki, günlük ilişki çerçevelerinin ötesinde, aşkın bir özellik gösterir. Bundan dolayı onu kelimelere dökmek ve bu hâli yaşamayan kimselere onun hakkında bilgi vermek pek mümkün görünmemektedir.[1] Tasavvufun hal olduğu ifâde edilmekle birlikte bir çok konusu da zaman içersinde yazıya dökülmüştür. İrili ufaklı pek çok eser verilmiştir. Ancak mutasavvıflar “Tasavvufta bâzı konular vardır ki sözle bir yere kadar söylenebilir, daha ötesini söylememek gerekir, o ehlince mâlumdur” görüşünü her zaman korumuşlardır. Yazılanların muhatapların seviyesine uygun olduğu kanâatindedirler. Yazılanların hâricinde kendilerine öyle haller zuhur eder ki söylenmesinde pek çok sakıncalar vardır. Nitekim Hallac söyledi, başını verdi. Zünnûn Mısrî’ye “Kalbini en iyi biçimde koruyan kimdir?” diye sormuşlar, o da “Diline en çok hâkim olan” diye cevap vermiştir.[2] Mevlânâ da gönle gelenlerin tamâmen söylenmeyeceği kanâatindedir. Çünkü gönlün her hâlini söz ile söylemek mümkün değildir. Mevlânâ’da da tasavvufun sözden ziyâde hal olduğu fikri hâkimdir. Söz ile anlatılması mümkün olan durumlar ehline açıklansa da bir an gelir söz biter. Oradan öteye söze mahal yoktur. Yazılamayan hallerin ancak yaşanarak bilinebileceğini ifâde eder. Mutasavvıflar yaşadığı bu halleri zevk ve vecd diye nitelendirirler. Sûfî hakîkati gördüğü zaman onun görüşü özel bir halde özel bir idrâk olayıdır; bu hal insanın normal şuur hâli değildir, idrâki de bizim anladığımız cinsten (duyu organlarıyla) bir idrâk değildir. Vecd denilen hal işte budur.[3]

Sayfa 1 / 8123456...Son sayfa »